Yayınlarımız
TASARRUFUN İPTALİ DAVASI
Av. Murat TEZCAN & Stj. Av. Hayrünnisa ÇEMEK
A. DAVANIN TANIMI, AMACI VE NİTELİĞİ
Borçlu, haciz veya iflâs takibinden önce veya takip sırasında alacaklılarına zarar vermek maksadıyla malvarlığında değişikliklere yol açacak tasarruf işlemlerinde bulunabilir. Borçlunun yaptığı bu tasarruf işlemlerinden kasıt; icra takibini işlevsiz bırakmaya yönelik her türlü mal varlığını azaltıcı ya da artışını önleyici, tek taraflı veya iki taraflı muamelelerdir.
Borçlunun yaptığı tasarruf işlemlerinden zarar gören alacaklı bu işlemlerin iptal edilmesini sağlamak için tasarrufun iptali davası açabilir. Alacaklının haklarını korumaya yönelik bu dava 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nda düzenlenmiştir. Tasarrufun iptali davası 277. maddede “İptal davasından maksat 278, 279 ve 280’inci maddelerde yazılı tasarrufların butlanına hükmettirmektir.” şeklinde ifade edilmiştir. Buradaki iptal maddi hukuktaki iptal anlamına gelmemektedir. Zira işlem gerçek anlamda iptal edilmemekte yalnızca alacaklıya üçüncü kişiye ait malvarlığı değerini paraya çevrilmesini isteme yetkisi vermektedir. Buradaki iptali gerçek iptalden ayıran en önemli husus ise alacaklı alacağını aldıktan sonra işlem gerçekten iptal edilmiş gibi kalan kısım borçluya geri dönmez üçüncü kişiye bırakılır. İptal edilebilecek tasarrufların neler olduğu ise Kanun’un 278, 279 ve 280. maddelerinde açıklanmıştır.
Tasarrufun iptali davasının amacı borçlunun alacaklıdan kaçırmak için mal varlığından çıkardığı şeyler üzerinde cebri icraya devam ederek alacaklıyı tatmin etmektir. Amaç, Yargıtay içtihadında da bu şekilde belirtilmiştir.
Ø Yargıtay 4. HD 2021/1985 E. 2021/4135 K. 05.07.2021 T.
“Tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun aciz ya da iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır.”
Tasarrufun iptali davası malın aynına ilişkin sonuçlar doğurmadığından şahsi davadır. Ve bunun sonucu olarak hak düşürücü sürelere tabi kılınmıştır. İptal davası açabilme hakkı tasarruf işlemi üzerinden 5 yıl geçmekle düşer. (m. 284)
B. TARAFLAR
Davacı
İptal davası, haciz aşamasında ancak elinde geçici veya kesin aciz vesikası olan alacaklı tarafından açılabilir. Dava şartı olan borç ödemeden aciz belgesi eksikse yargılamanın her aşamasında eksikliği giderilebilir. Nitekim Yargıtay da kararlarını bu yönde tesis etmektedir.
Ø Yargıtay 17. HD 2019/101 E. 2020/5512 K. 13.10.2020 T.
“Tasarrufun iptali davasını elinde geçici veya kesin aciz belgesi bulunan alacaklı açabilir. (İİK.m.277) Bu husus, dava şartı olup, hâkim görevi gereği doğrudan gözetmek zorundadır. Ancak, bu eksiklik yargılamanın her aşamasında hatta temyiz aşamasında dahi giderilebilmesi mümkündür.”
Aciz belgesi, haczedilen mallardan elde edilen gelir ile tüm alacağın ödenememesi durumunda alacaklıya verilen, alacağının ödenemediğini gösteren belgedir. Borçlunun haciz sırasında haczedilen mallarının takip konusu alacağa yetmemesi durumunda düzenlenen haciz tutanağı ise geçici aciz belgesi olarak kabul edilir. Geçici aciz belgesine dayanarak iptal davası açılacaksa bu belgenin dava sonuçlanıncaya kadar kesinleşmesi gerekir. Aksi hâlde iptal kararı verilemez.
Alacaklı alacağını bir başkasına temlik ederse, dilerse alacağı devralan da tasarrufu iptali davası açabilir.
Borçlu hakkında iflâsın açılmasına karar verilmişse tasarrufun iptali davasını yalnızca iflas idaresi açabilir. İflâs idaresi tarafından alacaklıya dava açma yetkisi devredilirse bu alacaklı da iptal davası açabilir.
Davalı
Hacizde davalı, borçlu ve borçlu ile işlem yapan üçüncü kişidir. Üçüncü kişi malı elden çıkarmışsa elden çıkardığı malvarlığının bedelini tazminle sorumlu olur. Lehine tasarruf yapılan üçüncü kişi vefat etmişse mirasçıları davalı olur. Alacaklı; borçlu tarafından devir yapılan dördüncü, beşinci kişiler aleyhine bu davayı açmak isterse bu kişilerin kötü niyetini ispatlamak zorundadır. Kanun’un 282.maddesinde de düzenlenen bu konu Yargıtay kararlarına da konu olmaktadır.
Ø Yargıtay HGK E.2023/472 K.2024/592 T.27/11/2024
“..tasarrufun iptali davaları, borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler ile bunların mirasçıları aleyhine açılır. Bunlardan başka, kötüniyet sahibi üçüncü şahıslar (dördüncü kişi) aleyhine de iptal davası açılabilir. İptal davası iyiniyetli üçüncü şahısların haklarını ihlal etmez.”
İflâs hâlinde ise davalı, borçlunun tasarruf yetkisi kısıtlandığı için yalnızca borçluyla işlem yapan üçüncü kişi olacaktır.
C. İPTAL DAVASINA KONU OLABİLECEK TASARRUFLAR
1. İvazsız Tasarruflar
Borçlunun hacizden ya da aciz belgesi verilmesinden veya iflasın açılmasından itibaren geriye doğru 2 yıl içerisinde yaptığı tüm ivazsız tasarruflar ve bağışlamalar iptale tabidir. Bu kuralın istisnası mutat (alışılmış) hediyelerdir. Örneğin borçlu akrabasına düğün hediyesi olarak çeyrek altın takmışsa bu olağan hediyedir ve bu tasarrufun iptali istenemez.
İcra ve İflâs Kanunu m.278/3’te bazı işlemler ivazlı olmasına rağmen Kanun koyucu tarafından bağışlama gibi kabul edilerek iptale tabi kılınmıştır. Kanun’un ivazsız hukuki işlemlerle aynı hukuki kategoriye tabi tuttuğu işlemler şunlardır:
o Evlat edinenle evlatlık arasında yapılan ivazlı tasarruflar,
o Akdin yapıldığı sırada, kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği akitler,
o Borçlunun kendisine yahut üçüncü bir şahıs menfaatine kaydı hayat şartiyle irat ve intifa hakkı tesis ettiği akitler ve ölünceye kadar bakma akitleri
Maddede yer alan “..evlat edinenle evlatlık arasında yapılan ivazlı tasarruflar..” bendi Anayasa Mahkemesinin 9/5/2024 Tarihli ve E: 2023/200, K: 2024/103 Sayılı Kararı ile iptal edilmiştir. İptal kararı 22/07/2025 tarihinde yürürlüğe girecektir. AYM iptal kararında mülkiyet hakkının ve hak arama özgürlüğünün ölçüsüz biçimde sınırlandırılması suretiyle kamu yararı ile kişisel yarar arasındaki dengenin bozulmuş olması gerekçesine dayanmıştır.
Akdin yapıldığı sırada, kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği akitler ( m.278/3-2) bakımından oransızlığın ciddi olması gerekir. Karşılıklı edimler arası borçlu aleyhine objektif olarak makul karşılanamayacak dengesizlik varsa oransızlık ciddi kabul edilmelidir. Yargıtay’a göre borçlu aleyhine bir mislini aşan tasarruflar iptale tabidir:
Ø Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2018/1259 E., 2020/2204 K. sayılı kararı
“Böylelikle dava konusu taşınmazların tapudaki satış bedeli ile bilirkişi tarafından belirlenen rayiç değeri arasında (20.000,00-152.677,00 TL) misli fark bulunduğu açıktır. İİK.nun 278/3-2 maddesinde edimler arasındaki aşırı fark bağışlama hükmünde sayılıp yapılan tasarrufun iptale tabi olduğu öngörülmüştür. 3.kişi tarafından taşınmazın tasarruf tarihindeki bilirkişice belirlenen gerçek değerinin ödendiği ise yasal ve inandırıcı delillerle kanıtlanamamıştır. Edimler arasında fahiş farkın bulunduğu hallerde de 3. kişinin iyi niyet iddiasının dinlenmesine imkan yoktur. Bu halde dava konusu tasarrufların İİK.nun 278/3-2 maddesi gereğince iptale tabi olduğu gözetilerek karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.”
Söz konu bent için de Anayasa’ya aykırılık iddiasında bulunulmuş ancak Anayasa Mahkemesi tarafından bu bendin Anayasa’ya aykırılığı iddiası reddedilmiştir. Burada da mülkiyet hakkına müdahale vardır ancak borçlu ve üçüncü kişiye alacaklının iddialarının aksini ispatlayabilme imkânı verilmesi sebebiyle bu tarz tasarrufların iptal edilebilmesi menfaatler dengesine uygun görülmüştür.
Kaydi hayat şartıyla irat veya intifa hakkı tesis ettiği sözleşmeler ve ölünceye kadar bakma sözleşmeleri (m.278/3-3) bakımından üçüncü kişinin iyiniyetli olmasının bir önemi yoktur. Ancak kendisine bağışlama yapılan kişi iyiniyetliyse yalnızca dava anında elinde kalanı geri vermekle yükümlü olacaktır.
2. Acz Hâlinde Yapılan Tasarruflar
Borçlu, hacizden veya mal bulunmaması sebebiyle acizden yahut iflasın açılmasından itibaren geriye doğru 1 yıl içerisinde acz hâlinde sayılır ve bu dönemde yaptığı bazı işlemler iptale tabidir. Bu işlemler 2004 sayılı İİK m.279’da sayılmıştır:
· Mevcut borcu için verilen rehinler
Daha önceden rehinle temin edilmemiş alacaklar, haciz sahibi alacaklının alacağının doğumundan sonra rehinle teminat altına alınmışsa iptale tabidir.
· Para veya mutat ödeme vasıtalarından gayrı bir suretle yapılan ödemeler
Alışılmış ödeme araçları çek gibi ödeme araçlarıdır. Bunlar dışında alışılmadık satış usulleri iptale tabidir. Özellikle alacağın temliki suretiyle ve mal devri şeklinde yapılan ödemeler mutat dışı sayılır.
· Vadesi gelmemiş borç için yapılan ödemeler
· Kişisel hakların kuvvetlendirilmesi için tapuya verilen şerhler
Bu maddede sayılan şartlar sağlanırsa borçlunun zarar vermek maksadıyla devir yaptığı yani kötüniyetli olduğunun ispat edilmesine gerek kalmayacaktır.
Bu tasarruflardan istifade eden üçüncü kişi ise borçlunun durumunu bilmediğini yani iyiniyetli olduğunu ispatlamak kaydıyla davanın reddini sağlayabilir.
3. Zarar Verme Kastından Dolayı İptal
Malvarlığı borçlarına yetmeyen borçlu, alacaklılarına zarar verme kastıyla bazı tasarruflarda bulunabilmektedir. Kanun koyucu, alacaklıyı korumak için bu işlemleri iptale tabi tutmuştur. Ancak bunun için işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren 5 yıl içinde borçlu aleyhine haciz veya iflâs takibinde bulunulmuş olması gerekir.
Kanun koyucu burada iyiniyetli üçüncü kişiyi de korumuştur. Bu tasarrufların iptal edilebilmesi için üçüncü kişinin, borçlunun hem borca batık olduğunu ve hem de alacaklılarına zarar verme kastıyla hareket ettiğini bilmeli yahut bilmesi gerekmelidir.
Alacaklılara zarar verme kastını ispatlaması gereken davacı alacaklıdır. Ve bu çoğu kez alacaklı için çok zordur. Bundan dolayı alacaklının haklarına kavuşmasını kolaylaştırmak için Kanun’da alacaklı lehine yakın hısımlar arası karine ve ticari işletme devrinde karine düzenlenmiştir. Alacaklının bu karinelerden birinin varlığını ispatlaması yeterlidir.
· Yakın hısımlar arası karine (m.280/2)
Üçüncü şahıs, borçlunun karı veya kocası, usul veya füruu ile üçüncü dereceye kadar (bu derece dahil) kan ve sıhri hısımları, evlat edineni veya evlatlığı ise borçlunun alacaklıya zarar verme kastıyla hareket ettiğini bildiği farz olunur.
· Ticari işletme devrinde karine (m.280/3)
Ticari işletmenin veya işyerindeki mevcut ticari malların tamamını veya önemli bir kısmını devir veya satın alan ya da bir kısmını iktisapla beraber işyerini sonradan işgal eden şahsın, borçlunun alacaklılarına zarar verme kastını bildiği ve borçlunun da bu durumda alacaklılarına zarar verme kastıyla hareket ettiği kabul edilir.
Bu karine, ancak iptal davasını açan alacaklıya devir, satış veya terk tarihinden en az üç ay evvel keyfiyetin yazılı olarak bildirildiğini veya ticari işletmenin bulunduğu yerde görülebilir levhaları asmakla beraber Ticaret Sicili Gazetesiyle; bu mümkün olmadığı takdirde bütün alacaklıların öğrenmesini temin edecek şekilde münasip vasıtalarla ilan olunduğunu ispatla çürütülebilir. Kanun burada karineyi çürütmek için borçlu ve üçüncü kişiyi koruyucu ispat kolaylığı da getirmiştir.
D. DAVA ŞARTLARI
ü Alacaklı ve borçlu arasında hukuken geçerli gerçek bir borç ilişkisi mevcut olmalı
ü Alacaklının elinde geçici veya kesin borç ödemeden aciz belgesi olmalı
Geçici aciz vesikası varsa dava sonuçlanıncaya kadar kesinleşmesi gerekir. Ayrıca bu dava istihkak davasında karşı dava olarak açılıyorsa o hâlde aciz belgesi şartı aranmayacaktır.
ü Hacizde tasarrufun iptali davası açılabilmesi için icra takibinin kesinleşmesi gerekir
ü İptale tabi tutulacak tasarrufun takibe konu edilen alacağın doğum tarihinden sonra yapılmış olması gerekir. (Bu şart Kanunda olmayıp içtihatlarla gelişmiştir.)
Ø Yargıtay 4.HD E. 2023/2146, K. 2023/7239, T. 30.05.2023
“Bu tür davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerekir.”
E. MUVAZAA İLE KARŞILAŞTIRILMASI
Muvazaa ayni bir dava iken iptal davası şahsi bir davadır ve bunun sonucunda hak düşürücü süreye tabidir. Oysa muvazaada süre sınırı olmaz.
Muvazaada konu geçersizliğin tespiti iken iptal davasında konu, geçerli tasarruf üzerinden alacağı alma imkânı sağlamaktır.
Muvazaa sonucunda malın borçluya ait olduğu ispat edilir. İptal davası sonucunda ise alacaklı üçüncü kişiye ait değerin paraya çevrilmesini isteme yetkisini haiz olur.
Aynı vakıa için hem muvazaa sebebiyle geçersizlik hem de iptal davası açılabilir. Burada derdestlik söz konusu olmaz.
Doktrinde muvazaa ve tasarrufun iptali talebinin terditli olarak ileri sürülebilmesi mümkün görülmektedir. Ancak farklı yargılama usullerine tabi olduğundan dolayı terditli ileri sürülmesinin mümkün olmadığını belirten aksi yönde Yargıtay kararları da mevcuttur.
Ø Yargıtay 17.HD E. 2017/2488, K. 2019/10763, T.18.11.2019
“Somut olayda Mahkemece davanın nitelemesi karar başlığında tasarrufun İptali (İİK 277 Ve Devamı) olarak gösterilmişse de gerekçeli kararda davanın İİK 277 ve BK 19 maddesi uyarınca kabulüne karar verilerek yargılama usulleri ve dava şartları dahi farklı olan iki hukuksal nedene dayalı olarak davanın yazılı şekilde kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir.”
F. YARGILAMA SÜRECİ
Tasarrufun iptali davası niteliği gereği bir eda davasıdır ve basit yargılama usulüne tabidir.
Görevli ve yetkili mahkemeye ilişkin genel hükümler geçerlidir. Bu bağlamda tasarrufun iptali davalarında Asliye Hukuk Mahkemeleri görevlidir. Ancak tasarrufun iptali davası hacizde istihkak davasına karşı dava olarak açılmışsa istihkak davasına bakan icra mahkemesi görevli ve yetkili olacaktır.
Yetkili mahkeme de genel yetki kurallarına göre belirlenir. Şahsi dava olması nedeniyle konusu taşınmaz dahi olsa HMK m.12 uygulanmaz. Genel hükümler uygulanır. Yani borçlunun ya da üçüncü kişi davalının ikametgâhında bulunan mahkemede açılır. Tasarrufun alacaklıları zarar sokmak amacı ile yapıldığı ileri sürülüyorsa, bu kez haksız fiilin işlendiği yer mahkemesinde de dava ikame edilebilir. (HMK m.16)
Hâkim, iptale tabi tasarrufların konusu olan mallar hakkında alacaklı talebiyle ihtiyati haciz kararı verebilir. Teminatın gerekliliği ve gerekirse miktarı mahkeme tarafından kararlaştırılır. Davanın elden çıkarılmış mallar yerine tazminat davasına dönüştürüldüğü hâllerde, teminat göstermeksizin ihtiyati haciz kararı verilemez. Bu düzenleme ihtiyati hacze istisna teşkil etmektedir. Normalde ihtiyati haciz borçluya ait haczi kabil malvarlığı değeri üzerinde uygulanırken burada dava konusu malvarlığı değeri üzerinde uygulanır. Dava konusu üzerinde uygulanan geçici hukuki koruma tedbiri ihtiyati tedbirdir. Bu sebeple bu davadaki ihtiyati hacze ihtiyati tedbir mahiyetinde ihtiyati haciz denir.
Ayrıca tasarrufun iptali davasında farklı olarak ihtiyati hacze karar verilebilmesi için teminat zorunluluğu yoktur. Yine ihtiyati haczin konusu sadece tasarrufun iptali davasına konu olan malvarlığı ile sınırlıdır.
Tasarrufun iptali davasının bir özelliği de içerisinde yan dava açılmasına müsaade edilmiş olmasıdır. İİK m.283/3’e göre üçüncü şahıs, aynı davada malvarlığında meydana gelen eksikliğin borçludan tahsilini isteyebilir. Birlikte görülebileceği gibi, Mahkeme dilerse tasarrufun iptali davasını ayırarak bu davayı daha önce de karara bağlayabilir.
G. DAVANIN SONUÇLARI
Davacı, iptal davası kabul edildiği takdirde, bu davaya konu teşkil eden mal üzerinde cebri icra yolu ile, hakkını almak yetkisini elde eder. Davanın konusu taşınmazsa, alacaklı tapu kaydında herhangi bir değişiklik yapılmaksızın bu taşınmazın haczini ve satışının isteyebilir. İptal davasının konusu bir rehin hakkının tanınması işlemi ise, alacaklı o malı iptal edilen işlemle kurulan rehinden ari olarak sattırma hakkı kazanır.
Tasarrufun iptali davası ile malın mülkiyeti davalıdan alınarak borçluya verilmez, sadece alacaklı malın bedelinden alacağını elde etme yetkisini kazanır. Yani hacizdeki iptal davasının kabulü kararı ile dava konusu olan mal borçlunun mülkiyetine geri dönmez. Satılan malın bedelinden, alacaklının alacağı ödendikten sonra para artarsa, artan meblağ üçüncü kişiye verilir.
İptal davası, üçüncü kişinin elinden çıkarmış olduğu mallar yerine geçen değere ilişkin ise, üçüncü kişi bu değer oranında davacının alacağından fazla olmamak kaydıyla tazminat ödemeye mahkum edilir.
Kendisine bağış yapılan veya taraf olduğu işlem bağışlama hükmünde sayılan üçüncü kişi iyi niyetli ise sadece, dava tarihinde elinde kalan miktarı geri vermeye mecburdur.
İflasta iflas idaresi veya alacaklı, iptal davasını kazanırsa dava konusu mal iflas masasına alınır; iflas idaresi tarafından satılır ve tüm alacakların ödenmesine ayrılır. Bundan sonra bir para artarsa yine üçüncü kişiye verilir.
İptal davası bir şahsi dava olduğundan, özellikle haciz yolundaki iptal davasında bu davanın sonuçlarından sadece iptal davasında davacı olan alacaklı/alacaklılar yararlanabilir. Diğer alacaklılar ellerinde aciz belgesi bulunsa dahi taraf olmadıkları bir davada verilen iptal hükmünden yararlanamazlar.
Ayrıca bu davanın sonucu olan ve belirtilmesi gereken bir husus da tasarrufun iptali davasında mahkeme, dava konusu mal üzerinde ihtiyati haciz kararı verebilir. Davanın kabulü halinde bu ihtiyati haciz kesin hacze dönüşür.
H. YARGITAY KARARLARI
Tasarrufun iptali davasının tapu iptali ve tescil davası ile birlikte açılmış olması durumunda, bu davaların tefrik edilmesi ile tasarrufun iptali davası açısından tapu iptali ve tescil davasının bekletici mesele yapılması gerekeceğine ilişkin karar:
Ø Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2020/1861 E., 2021/2836 K. sayılı kararı
“Tasarrufun iptali davaları basit yargılama usulüne tabi tapu iptali ve tescil davası ise yazılı yargılama usulüne tabidir. Mahkemece tapu iptal ve tescil davası ile tasarrufun iptali dava dosyasını tefrik ederek öncelikle tapu iptal ve tescil davasının sonucunu beklemesi, tapu iptal ve tescil davasının sonucuna göre de tasarrufun iptali davasının değerlendirilmesi gerekirken yargılama usulleri farklı olan tapu iptal ve tescil davası ile tasarrufun iptali davasının beraberce görülerek karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.”
Tasarrufun iptali davasında üçüncü kişi aleyhine hüküm kurulması durumunda üçüncü kişi aleyhine yeni ve ayrı bir takip başlatılmasının hukuka aykırı olduğuna ilişkin karar:
Ø Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2018/2019 E., 2018/6327 K. sayılı kararı
“Tasarrufun iptali davası üzerine verilen mahkeme ilamının davalılarından ...'in, daha önce hakkında takip yapılan borçlulardan biri olduğu, bu durumda, tasarrufun iptali davası üzerine alınan ilâmın genel haciz yolu ile takip yapılan icra dosyasına ibraz edilerek anılan takip dosyası üzerinden takibe devam edilmesi gerekirken, bu konuda ayrı bir takip yapılması doğru değildir.
O halde, mahkemece ayrı olarak yapılan ikinci takibin iptaline karar verilmesi gerekirken, istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.”
Tasarrufun iptali davasında kötüniyetli üçüncü kişiden silsile halinde malı alan dördüncü kişinin iyiniyetli olması durumunda alacağın tahsili usulü:
Ø Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2018/5589 E., 2020/2453 K. sayılı kararı
“Kabule göre ise, tasarrufun iptali davalarında tasarufun iptali için öncelikle borçlu ve üçüncü kişi arasındaki tasarrufun ardından kötü niyeti ispatlanmış dördüncü kişinin tasarrufunun iptal edilecek şekilde bir silsilenin takip edilmesi gerekir. Dördüncü kişi iyiniyetli ise dava bedele dönüşür.”
SONUÇ
Borçlu, haciz veya iflâs takibinden önce veya takip sırasında alacaklılarına zarar vermek maksadıyla malvarlığında, icra takibini işlevsiz bırakmaya yönelik tasarruf işlemlerinde bulunabilir. Borçlunun yaptığı tasarruf işlemlerinden zarar gören alacaklı bu işlemlerin iptal edilmesini sağlamak için tasarrufun iptali davası açabilir.
Tasarrufun iptali davasının amacı borçlunun alacaklıdan kaçırmak için mal varlığından çıkardığı şeyler üzerinde cebri icraya devam ederek alacaklıyı tatmin etmektir.
Tasarrufun iptali davası şahsi bir dava olup 5 yıllık hak düşürücü süreye tabidir.
Bu davada davacı haciz aşamasında ancak elinde geçici veya kesin aciz vesikası olan alacaklı; iflâsın açılmasına karar verilmişse iflâs idaresidir. Davalı ise hacizde borçlu ve borçlu ile işlem yapan üçüncü kişidir; iflâs açılmışsa borçluyla işlem yapan üçüncü kişidir.
İptal davasına; borçlunun aciz belgesi verilmesinden veya iflasın açılmasından itibaren geriye doğru iki yıl içerisinde yaptığı tüm ivazsız tasarrufları, acizden yahut iflasın açılmasından itibaren geriye doğru bir yıl içerisinde yaptığı bazı işlemler, malvarlığı borçlarına yetmeyen borçlu alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı tasarruflar konu olabilir.
Tasarrufun iptali davası açılabilmesi için gerçek bir alacak olmalı, alacaklının elinde aciz vesikası bulunmalı, icra takibi kesinleşmiş ve iptale tabi tasarruf takibe konu alacaktan sonra yapılmış olmalıdır.
Tasarrufun iptali davası niteliği gereği bir eda davasıdır ve basit yargılama usulüne tabidir.
Bu davada genel hükümlere göre Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir. Yetkili mahkeme de borçlunun ya da üçüncü kişi davalının ikametgâhında bulunan mahkemedir.
Tasarrufun iptali davası ile malın mülkiyeti davalıdan alınarak borçluya verilmez, sadece alacaklı malın bedelinden alacağını elde etme yetkisini kazanır. Alacaklının alacağı ödendikten sonra para artarsa üçüncü kişiye verilir.
İlgili içeriğin video anlatımı aşağıdadır.
https://www.youtube.com/watch?v=VMUPZnPxHpY&t=199s

2B Arazileri Ve Anayasa Mahkemesi Kararı
Miras Sebebiyle İstihkak Davası

TAŞINMAZIN DEVRİ VEYA TAŞINMAZ ÜZERİNDE SINIRLI AYNİ HAK KURULMASINA İLİŞKİN ARABULUCULUK TUTANAKLARININ İCRASI

İHALENİN FESHİ DAVALARI

YENİ ARAZİ OLUŞMASI YOLUYLA TAŞINMAZ MÜLKİYETİNİ KAZANMA / TMK m.708

6306 Sayılı Kanun’un 6. Maddesinin Anayasal Hak Ve Özgürlükler Açısından Ele Alınması

TAŞINMAZ KİRALAMALARINDA KİRAYA VERENİN HAPİS HAKKI

7445 Sayılı Kanun Ve Dava Şartı Arabuluculuk

ERKEN TAHLİYE’NİN KİRAYA VEREN VE KİRACI BAKIMINDAN SONUÇLARI

Aile Konutu

BORÇLUYA SATIŞ YETKİSİNİN VERİLMESİ VE İİK 135/2 KAPSAMINDA TAŞINMAZLARIN TAHLİYESİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Anayasa Mahkemesi Kararı Sonrası Değer Artış Payı

Anayasa Mahkemesi’nin Hukuki Kamulaştırmasız El Atmalara Yönelik Önemli Kararına İlişkin Değerlendirme.

TRAMPA SÖZLEŞMESİ
